TDT Üye Ülkeler STK Başkanları Zirvesine Katılan DTGB Heyeti adına  Genel Başkanımız Forumun Açılış Konuşmasını yapmıştır. Genel Başkanımızın Konuşma metni;

Kıymetli katılımcılar, Sayın Genel Sekreterim,

Sizleri, Türk Dünyasının 35 ülkesinde faaliyet gösteren 80 teşkilatımız adına saygıyla selamlıyorum.

Sorunlarımız ortaktır ve hepimiz bu sorunların farkındayız. Ancak ne yazık ki, çözüm üretecek ortak bir iradeyi henüz yeterince ortaya koyabilmiş değiliz. Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde sekiz üye ülke bulunmasına rağmen, bu yapının dışında kalan Türk topluluklarına yönelik ortak çalışmalar hâlâ istenilen düzeye ulaşamamıştır. Sibirya’da Doğru Türkistan’da, Avrupanın doğusundan, Kuzey Irak’a ve Güney Azerbaycan coğrafyalarındaki sorunlar da bu teşkilatın ana konusu olmalıdır.

Gagavuzya’daki Türkler bugün ciddi bir belirsizlik içinde yaşamaktadır. Son toplantımızda, yaklaşan seçimlere hazırlıklı olunması gerektiğini ifade etmiştim. Ancak seçimler Moldova hükümeti tarafından iptal edildi ve bölge belirsiz bir geleceğe sürüklendi. Burada yaşayan yüz binlerce Türkün geleceği her türlü siyasi ve ekonomik hesabın üzerindedir.

Afganistan’daki Özbek ve Türkmen topluluklarının sorunları da oldukça ağırdır. Kızlarımız, yanlarında bir erkek refakatçi olmadan ülkeden çıkamamakta; eğitim hakları ciddi biçimde sınırlandırılmaktadır. Bu nedenle Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın yurt dışı burs programlarında Afganistan’daki kız öğrencilerimize pozitif ayrımcılık uygulanması için çeşitli girişimlerde bulunuyoruz.

Kıymetli Genel Sektreterimizden de Azerbaycan Üniversitelerinden Afganistan’da yaşayan Özbek ve Türkmen kızlarımıza burs programlarında öncelik verilmesi için destek istiyoruz. Aynı şekilde Sayın Mirzoyev’in Özbek diasporası hakkındaki hassasiyetlerini bildiğimiz için yine Afganistan Özbeklerinin, özellikle de kız çocuklarının eğitim alması konusunda öncelik verileceğine de inanıyoruz

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, aradan geçen onca zamana rağmen hâlâ Türk Devletleri Teşkilatı üyesi devletlerin tamamı tarafından tanınmış değildir. Kendi kardeşimizi tanımazsak, başkalarının onu yalnız bırakmasına engel olamayız. Rauf Denktaş ve Fazıl Küçük’ün mirası sahipsiz bırakılmamalıdır.

Sibirya’da yaşayan Şorlar, Teleutlar, Telengitler ve Tofolar gibi toplulukların nüfusu artık birkaç bin kişiyle sınırlıdır. Bu kardeşlerimiz, çocuklarının ana dillerini öğrenebilmesi için kendi lehçelerinde alfabe ve eğitim materyalleri talep etmektedir. Yoğun bir Slavlaştırma baskısı altında kimliklerini koruma mücadelesi vermektedirler.

Türklerin vatanı yalnızca Türk Devletleri Teşkilatı bünyesindeki sekiz ülkeden ibaret değildir. Çok daha geniş bir coğrafyada milyonlarca Türk, kendi ana yurtlarında var olma mücadelesi vermektedir. Yine konuşmamın başında ifade ettiğim gibi bu 8 ülkenin dışında kalan Türk Toplulukları da ana gündem maddelerimizden olmalıdır.

İslam coğrafyasındaki bazı dini yapılar, Türk topluluklarını öz kültürlerinden uzaklaştırarak Arap kültürü ekseninde kimliksiz bireyler yetiştirmeye çalışmaktadır. Benzer şekilde, Rusya’da faaliyet gösteren bazı radikal Ortodoks çevreler de Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde farklı kültürel etkiler oluşturmaya çabalamaktadır.

İnanç kisvesi altında yürütülen ve Türk halklarını milli kimliğinden uzaklaştırmayı hedefleyen her türlü girişim, kültürel ve dini asimilasyon niteliği taşımaktadır. Bu nedenle ilgili kurumlarımızın gerekli tedbirleri alması büyük önem taşımaktadır. Bu arada tehlikeyi yüzyıllar öncesinden gören sadece Azerbaycanın değil Bütün İslam coğrafyasının büyük mütefekkiri Mirza Alekber Sabir’i de rahmetle anıyorum. Mekanı cennet olsun.

Bu nedenle, aşağıda sıralayacağım hususların vakit kaybetmeden hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu çağrı; Amerika’dan Yakutistan’a, Afganistan’dan Çuvaşistan’a kadar 35 farklı bölgeden gelen 80 teşkilata mensup 300 Türk gencinin ortak iradesini yansıtmaktadır.

  • Türk Dünyası ülkeleri, Rusya-Ukrayna Savaşı ve Ortadoğu’daki gerilimler gibi bölgesel krizlerde birbirinden bağımsız değil, eşgüdüm içinde hareket etmelidir.
  • Zengezur Koridoru, yalnızca Azerbaycan’ın değil, tüm Türk Dünyasının stratejik çıkarları açısından değerlendirilmelidir ve dış güçlerin vesayetine izin verilmemelidir.
  • Doğu Türkistan meselesi, Çin ile ilişkilerde göz ardı edilmeyecek bir diplomatik öncelik olmalıdır.
  • Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin önce Türk Devletleri Teşkilatı üyeleri, ardından uluslararası toplum tarafından tanınması için ortak stratejiler geliştirilmeli; TDT üyesi ülkeler bu süreci gecikmeden başlatmalıdır.
  • Türk Devletleri, laiklik ve halk iradesi temelinde ortak hukuk normlarını güçlendirmeli; dış müdahalelerden bağımsız iç barış mekanizmaları oluşturmalıdır.
  • TDT, yumuşak güç unsurlarını kullanarak Türk Dünyasının barışçıl ve medeni duruşunu dünya kamuoyuna daha etkili biçimde anlatmalıdır.
  • Fener Rum Patrikhanesi’nin faaliyetlerinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve Lozan Antlaşması çerçevesinde değerlendirilmesi sağlanmalıdır. Fatih Kaymakamlığına bağlı sınırlı yetkili bir dini kurum olan bu yapıya, yasal sınırları tekrar hatırlatılmalıdır.
  • Ortak lojistik hatları, gümrük modernizasyonu ve Kalkınma Yolu Projesi entegrasyonu acil gündem maddeleri arasında yer almalıdır.
  • Üye ülkeler arasında hukuki uyum, yargı bağımsızlığı ve adil yargılanma standartları ortaklaştırılmalıdır.
  • E-vize ve biyometrik pasaport entegrasyonu ortak teknik protokollerle uygulanmalıdır.
  • Ortak alfabe süreci hızlandırılmalı; ortak dil temelinde kültürel ve akademik yayınlar desteklenmelidir.
  • Türk aile yapısının korunmasına yönelik sosyal ve kültürel politikalar güçlendirilmelidir. Bireysel özgürlük adı altında insanın doğasında olmayan cinsel yönelimlere ve birlikteliklere, başta çocuklar ile gençler olmak üzere propaganda ve örgütsel faaliyetler aracılığı ile özendirilmesi ve meşru gösterilmesi kesinlikle engellenmelidir.

Hükümetler, uluslararası dengeleri gözetmek zorunda oldukları için bu hedefleri hayata geçirmekte zaman zaman gecikebilir. İşte tam da bu noktada sivil toplum kuruluşlarına büyük sorumluluk düşmektedir. Uluslararası hukuk ve diplomatik sınırlamalar nedeniyle hareket alanı daralan devletlerimizi, bizler sahadaki çalışmalarımızla desteklemeliyiz.

Kuzey Kıbrıs’ta Türk Dünyasının farklı bölgelerinden gelen binlerce öğrenci eğitim görmektedir. Bu yıl, bağımsızlık günlerini bu genç kardeşlerimizle birlikte kutlayacağız. Sizleri de bu coşkuya ortak olmaya davet ediyoruz. Gelin, Türk Dünyası gençliğinin kardeşlik mesajını Kıbrıs’tan/ tüm dünyaya birlikte duyuralım.

Buradaki en büyük şansımız, Türk Dünyasını yakından tanıyan ve Türklük sevdasıyla hareket eden bir Genel Sekretere sahip olmamızdır. Uzun yıllardır Türk Dünyası için emek veren Sayın Azer Bey’in liderliğinde bu hareketin başarıya ulaşacağına inancımız tamdır. BU Sebeple kendisinin görev süresinin TÜRKSOY, TÜRKPA, Türk Akademisi, TDT gibi benzer kurumlarda olduğu gibi 5 yıl’a uzatılması ve 2030 Vizyonuna birlikte yürümeyi teklif ediyoruz.

Bizi burada bir araya getiren kıymetli milletvekilimize ve Sayın Genel Sekreterimize şükranlarımı sunuyorum. Türk Dünyası vizyonunuzu uzun yıllardır takip ediyoruz ve bu vizyonun geleceğe yön vereceğine yürekten inanıyoruz.

Türk Dünyası, geçmişin bir hatırası değil; geleceğin güçlü bir vaadidir. 2025–2030 vizyonu, bu vaadi gerçeğe dönüştürecek yol haritasıdır.

Sözlerime son verirken, 35 bölgede yaşayan Türk gençliği adına şu ifadeleri tarihe not düşmek istiyorum:

“Biz, Türk gençliği olarak; kökleri derin, vizyonu geniş bir dünyanın evlatlarıyız. Bu dünya, barışın, adaletin ve üretkenliğin Türkçe sesidir. 2030’a uzanan her adımımız, bu sesi yeryüzüne duyurma kararlılığımızın ifadesi olacaktır.”

Ne Mutlu Türküm Diyene.

#DTGB
#МОТМ
#ЭпирПулнӑПурПулатпӑр!
#Vardık,Varız,VarOlacağız!